
Pakistan
Devlet Başkanı Pervez Müşerref'in ülkede olağanüstü hal ilan etmesi ve
seçimleri iptal etmesi kaygı uyandırıyor. Pakistan'da yüzlerce yönetim aleyhtarının gözaltına alınmasının yanı
sıra, medya da kısıtlamalar altında. Kişi hak ve özgürlüklerinin bazıları da
askıya alındı.
Pakistan muhalefet partilerinin, yüksek mahkeme yargıçlarından oluşan yargı
kurumu ve barolar sendikasının bu kararı protesto etmesi ve karara karşı hemen
harekete geçmesinin gölgesinde çeşitli spekülasyonların konuşulduğu bir
geleceğe doğru gidiyor.
Pakistanlı lidere yakın kaynaklar, Müşerref'in aldığı kararın hukuki olduğunu
ve anayasanın kendisine bu yetkiyi verdiğini ifade ediyor. Washigton'da buluna
Müşerref'in avukatı Ahmed Razi Kusuri, gazetelere verdiği demeçte, olağanüstü
halin süresinin tamamen ülkedeki istikrar ortamının sağlanmasına bağlı olduğunu
söyledi. Anayasanın askıya alınması yalnızca bazı temel sivil hakları
etkileyeceğini belirten Kusuri, parlamento ve senato tarafından temsil edilen
hükümet ve yasama organının görevinin başında olduğunu dile getirdi.
Ocak ayında yapılması düşünülen seçimlerin iptali dün açıklanmada önce
açıklamada bulunan Kusuri sözlerini şöyle sürdürüyor: "Kriz anayasanın
garanti altına aldığı seçimlerin ertelenmesinde değildir. Zira ülke bir savaş
halinde olup parçalanmayla karşı karşıyadır. İstikrarın olmadığı bir yerde bana
seçimlerin önemini mi soruyorsun?"
AVUKATLAR
UZUN BİR MÜCADELEYE HAZIRLANIYOR
Pencap Barosu Eski Başkanı Ahmed Uveyis baronun
Müşerref'in olağanüstü hal kararına karşı muhalif tavrının özellikle bu zor
şartlar altında ve "askeri bir diktatörün" varlığında bu kararın
sonuçlarının gerçekleşmesine kadar uzun bir zaman alacağını tahmin ettiğini
belirtti. Uveys basına
yaptığı açıklamada "kaos ortamının", avukatların protesto
gösterilerinin ve pazartesi başlayacak olan mahkemeleri boykot etme
eylemlerinin önümüzdeki birkaç ay daha devam edeceğini tahmin ettiğini
bildirdi.
Bağımsız avukat Babür Settar da bu görüşe katıldığını ifade ederek avukatların
bu tutumunun, geniş çaplı tutuklamalar ve büyük siyasi partilerin sahadan
çekilmesi gibi şartlar altında sonuçlar belli oluncaya dek birkaç ay süreceğini
öngördüğünü söyledi. Babür
Settar, basına verdiği demeçte yakın zamanda seçimlerin yapılacağınu
sanmadığını söyledi.
Settar krizi sona erdirmek için üç senaryonun bulunduğunu ifade etti:
"Birincisi: Müşerref'in olayları kontrol altına alması ve yeni durumun
kabullenilmesi, İkincisi: Bizzat askeri müessese içerisinden Müşerref'in
politikalarına karşı bir değişiklik olması. Son senaryo ise: halkın avukatların ve sivil kuruluşların
protestolarına katılıp destek vermesi, bu protestoların Müşerref Yönetimini
düşürmesi."
İSLAMABAD'A YÜRÜME TEHTİDİ
Bu arada muhalif siyasi partiler, avukatlarla birlikte büyük bir tepkiye
hazırlanıyor. Pakistan
Cemaat-i İslami lideri danışmanı Abdulgaffar Aziz avukatların siyasi partilerin
desteğiyle tepki koymalarını Müşerref yönetimi için sonun başlangıcı olarak
değerlendirdi. Abdulgaffar Aziz, düzenlediği basın toplantısında muhalefetin
önümüzdeki birkaç ay içerisinde tüm siyasi partilerin destekleyeceği geniş bir
halk cephesi oluşturacağını söyledi. Ayrıca birbirleriyle kenetlenmiş büyük bir
halk topluluğunu başkent İslamabad'a doğru yola çıkarıp ülkeyi Müşerref'in
pençesinden kurtarıncaya kadar eylemler yapılabileceğini belirtti.
Muhalefetin ve avukatların reaksiyonlarının kısa zamanda olumlu sonuçlar
vereceğine ilişkin iyimser olduğunu ifade eden Abdulgaffar Aziz, buna örnek
olarak Yüksek Mahkeme Başkanı İftihar Choudry'nin 9 Martta görevinden alınması
neticesinde halkın büyük desteği sayesinde tekrar mahkemedeki görevine
dönmesini gösteriyor.
MÜŞERREF'İN SONU YAKLAŞTI: KIŞLAYA DÖNME
ZAMANI
Pakistan Halk Partisi'nden Senato üyesi ve Eski Başbakan Benazir Butto'nun
Hukuk Danışmanı Babür Awan yaptığı açıklamada, Müşerref iktidarının kısa
zamanda sona ereceğini ve yerine başka birinin geleceğini söyledi. Çünkü
Müşerref'in siyasette yeri yoktur, kışlasına dönmesi gerekiyor.
Halk Partisinin önümüzdeki iki gün içerisinde diğer partilerle bir araya gelip
Müşerref yönetimini sona erdirmek için alınacak tavır ve ortaya konulacak
reaksiyonları koordine edeceklerini belirtti. Müşerref'in olağanüstü hal
kararından dönmemesi ve seçimlerin zamanında yapılmaması halinde Hükümete karşı
büyük kitleleri sokağa dökecekleri uyarısında bulundu.
MÜŞERREF İLE BUTTO NEREYE KADAR?
Geçtiğimiz aylarda yapılan Benazir Butto ve Pervez Müşerref arasındaki
anlaşma o kadar ani ve beklenmedik bir şekilde gelişti ki, Butto'nun
liderliğindeki Halk Partisi'nden bazı isimler dahi ilk başta buna inanamadı. Müşerref'in
büyük destekçisi olan Muslim League Partisinden bakanlar da buna şaşırmıştı. Butto-Müşerref
ittifakı ilk başta gizlenmeye çalışılsa da daha sonra böyle bir anlaşmanın
olduğu kabul edildi. Pakistan Dışişleri Bakanı Hurşit Mahmut Kusuri de yaptığı
bir açıklamada, anlaşmanın Amerika'nın baskısı altında yapıldığı itiraf etti.
Bu ittifak neticesinde Benazir Butto'nun Halk Partisi
6 Ekim'de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde General Pervez Müşerref'i
destekledi. Böylece
Müşerref seçimi yeniden kazanarak 5 yıl daha Cumhurbaşkanlığı koltuğunu
muhafaza etmeyi başardı. Ardından Müşerref yine bu ittifak çerçevesinde 8
yıldır hakkında açılan yolsuzluk davaları sebebiyle ülkesinden ve aktif
siyasetten uzakta bulunan Benazir Butto için siyasi af ve 1988-1999 yılları
arasında hakkında açılan tüm yolsuzluk davalarının düşürülmesi için de özel bir
yasa çıkardı. Pakistan Yüksek Mahkeme Yargıçlarından Muhammed İkram Şeyh bunun
yasanın ruhuna ve ulusal çıkarlara muhalif olmasını belirtmesine rağmen
dinleyen olmadı.
İki liderin Dubai'de yaptığı gizli anlaşmasından en karlı çıkan General Pervez
Müşerref oldu. Müşerref Benazir'den aldığı bu destek ile darbeyle koltuğundan
ettiği diğer muhalif lider eski Başbakan Navaz Şerif'in de ülkeye girmesini
engelledi. Böylece hem içeride hem de dışarıda ciddi baskılar altında olan
Müşerref, ana muhalefetin desteğini alarak elini güçlendirmiş oluyordu.
Peki, bu ittifak uzun sürecek mi? Pakistanlı siyasilerin tümünün bunda bir
kuşkusu var. Çünkü bu evlilik zorunlu bir ittifaktı ve her iki lider de gemi
batarken birbirlerine sarılmak zorunda kalmışlardı. Ülkedeki tüm etkin muhalif
partileri kapatan ve liderlerini sürgüne göndere Müşerref'in en büyük korkusu
bu muhalif partilerin yeniden güçlenerek karşısına çıkmasıydı.
BU ÜLKEDE SİYASET, İP CAMBAZLIĞINA
BENZER
Taliban, el-Kaide, nükleer silah ve Pakistan-Afganistan sınır sorunu gibi
mevzularla başı sıkışan Pakistan yönetimi son birkaç yıldır bu konularda hiçbir
dirayetli adım atamadı. Dış dünyaya da ülkedeki girift yapıyı bir türlü
anlatamadılar. Örneğin Pakistan ordusu kabile bölgelerinde Taliban ve el-Kaide
üyeleri ile mücadele ederken, Taliban'ın en büyük destekçisi Mevlana
Fazlurrahman'ın liderliğini yaptığı İslam Ulema Birliği ve Ulusal Halk Partisi
mecliste temsil edilmekte. Bunun yanı sıra Müşerref'in ciddi siyasi destekçisi
olan Choudhury aşiretinin öncülük ettiği Pakistan Müslüman Birliği de
Fazlurrahman ile ittifak kurmak için büyük çaba sarfediyor.
Ayrıca ABD'nin baskıları sonucu ev hapsine alınan ülkenin nükleer kahramanı
Abdulkadir Han, hâlâ Pakistan'ın bir numaralı kahramanı. Müşerref dâhil tüm
yetkililer ABD'den habersiz gizliden gizliye Han'a sevgi ve saygılarını
iletmektedirler. Dünya Abdulkadir Han'ı nükleer hırsız olarak bilse de
Pakistanlılar onu hâlâ kahraman olarak görmekte. Dışarıdan ülkeyi tanıyanlar
için tüm bu ilişkiler karmaşık görünse de, Pakistanlılar için bunlar çok tabiî.
EYÜP HAN'DAN MÜŞERREF'E PAKİSTAN'DA
ASKER-SİVİL İLİŞKİSİ
Pakistan'da yaşanan siyasi gelişmeleri anlamak için, ülkedeki asker-sivil
ilişkisini ve askerlerin siyaset üzerindeki ağırlığını mercek altına almak
gerekmektedir. Pakistan'da askerlerin siyaset üzerinde belirgin bir etkiye
sahip olmaları bağımsızlıktan hemen sonraki yıllarda başlamaktadır.
1958 Ekiminde darbeyle yönetimi ele geçiren General Eyüp Han 1969 yılına
kadar yönetimi elinde tutmuştur. Ardından yakın dostu General Yahya Han
1969-1971 yılları arasında iktidarı elinde bulundurdu. 1977-1988 yılları
arasında da General Ziya ül-Hak yönetimi ele geçirdi. Daha sonra 1999 yılında
General Pervez Müşerref askeri darbeyle iş başına geldi. Hâlihazırda çok zor
günler geçiren Müşerref, iktidarı bırakmamak için tüm yolları denemektedir.
Pakistan'a General Eyüp Han ile başlayan askerin siyaseti üzerindeki etkisi
bugün hâlâ devam etmektedir. Eyüp Han'ın askeri ve siyasi mirasını göz ardı
ettiğinizde Pakistan'ın
analiz etmeniz çok güçleşecektir. Buna en basitinden şunu örnek gösterebiliriz:
Eski Başbakan Navaz Şerif döneminde Eyüp Han'ın oğlu Cevher Eyüp Han Dışişleri
Bakanı olarak atanmıştı. Askeri darbenin ardından da Pervez Müşerref Cevher
Eyüb'ü Ekonomi bakanı olarak atadı.
Peki, Eyüp Han ailesi ile ilişkilerin arkasındaki asıl sebep nedir?
Eyüp Han Pakistan'a ilk darbe geleneğini getiren kişidir. Ondan sonra ordu,
ülkede her alanda en belirleyici bir konum almıştır. Askeri bürokrasi sivil
yönetim üzerinde etkisini sağlamlaştırmıştır. Eyüp Han demokrasiye pek inanan
biri değildi. 1958'de darbe ile iktidarı ele geçirdikten anayasayı fesheden
Eyüp Han, Devlet Başkanı İskender Mirza'yı da sürgüne göndermişti. Yönetimi
yeniden düzenleyen Eyüb Han, tarım reformları yapıp sanayiyi canlandırarak ülke
ekonomisini iyileştirmeye girişti. Ayrıca yabancı yatırımlar da onun döneminde
teşvik edildi "Pakistan'da sanayi hareketliliği olmaz ise Pakistanlılar
birbirlerini yer" diyen Eyüp Han, yıllar sonra ülkede aleyhine düzenlenen
büyük protestoların ardından hükümetten ayrılmayı kabul etmişti.
Pakistan'daki gelişmeleri geçmişle mukayese ettiğinizde, General Müşerref 'in
de yeni bir Eyüp Han olma hedefinde olduğu gözlerden kaçmıyor değil.
LİDERİNİ ARAYAN KEŞMEKEŞTEKİ ÜLKE:
PAKİSTAN
Dâhili ve harici sorunların tahakkümündeki Pakistan, kaos ve keşmekeşten
kurtuluş için umut ışığı arayışında. Ülke halkı yıllardır kendilerini yöneten
lakin kargaşadan başka bir miras bırakmayan askeri liderlerden, köhnemiş
bürokrasiden ve toprak ağalarından bir an önce kurtulmak istese de yakasını bir
türlü kurtaramıyor.
Politikaları fiyasko ile sonuçlanmış, adları binbir türlü yolsuzluklara
bulaşmış, ülkeyi birbirine kenetleyememiş ve tamamen dışarıya bağımlı
politikalarla hareket eden
Pakistanlı liderler, koltuklarını ne pahasına olursa olsun kimseye kaptırma
niyetinde değil. Ülkedeki hemen her lider, kendi kabilesinde aldığı büyük bir
destekle yıllarca ayakta durmayı başarmaktadır.
Örneğin yolsuzluk skandallarından dolayı daha birkaç yıl öncesinde hakkında
tutuklama emri çıkan, Avrupa ve ABD'deki enstitülerde konferans vermesi
yasaklanan Benazir Butto, yine bir umut ışığı olarak sunuluyor ülke halkına. Pakistan
medyası geçtiğimiz hafta Benazir'in, kocasının ve çocuklarının beyan edilmiş
varlıklarının bir listesini yayınladı: bunlar; yolsuzluk suçlamalarından dolayı
dondurulan İsviçre'deki hesaplarının da aralarında olduğu 1,5 milyar dolarlık
bir meblağı oluşturmakta.
Turan Kışlakçı
Kaynak: Dünya Bülteni
Kavkaz Center