Cevher'de: Cum., 30.12.1435 Hjr / 24.10.2014, 10:00 РусскийEnglishtürkçeعربي

Anasayfa

aynalar

add. format
Google
Kavkaz-Center
WWW
Logomuz

RSS feeds
 
ÜmmetFikir Aynı konudaki makaleleri

Hazar, bir iç deniz mi? Yoksa göl mü?

Yayınlama zamanı: 26 Nisan 2007, 19:09
Hazar, bir iç deniz mi? Yoksa göl mü? Bu soruya, 1991 yılına kadar fazla
önem verilmiyordu. Hazar'ın kıyısındaki iki devlet olan Rusya ve İran, bir
şekilde kendi aralarında çözüm sağlayabiliyordu. Hazar, mevcut askeri güç ve
petrol sanayisi ile tam anlamıyla bir "Sovyet göl"ü niteliğindeydi. İran da,
Hazar'ın küçük bir bölümünü kontrol eden önemsiz bir ortak durumundaydı.
Sovyetlerin dağılmasından sonra Rusya ve İran'ın eski anlaşmanın devam
etmesine ilişkin talepleri bölgede yeni kurulan devletler tarafından kabul
görmedi. Yeni dönemde zengin hidrokarbon kaynakları ile büyük petrol
rezervlerini bünyesinde barındıran Hazar üzerinde uluslararası güçlerin de
nüfuz mücadelesine girişmesi nedeniyle, bölge çok daha fazla önem kazandı.
Hazar'daki iktidar mücadelesinde Rusya, Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan
ve İran olmak üzere beş kıyıdaş devletin yanı sıra, ABD, Avrupa Birliği, Çin
ve Türkiye de büyük rol oynuyor. Beş kıyıdaş devlet, Hazar'ın statüsü
konusunda bir türlü anla!
 şma sağlayamıyor. Siyasi bir çözüm gerektiren bu konunun gündemi daha
uzunca bir süre işgal edeceği de açık.

Hazar'ın statüsü konusundaki tartışmaların merkezinde Hazar deniz yatağının
bağımsızlığı ve bu konudaki yasama çabalarının "Ortak Mülkiyet" prensibine
mi "Ayrı Mülkiyet" prensibine mi dayandırılacağı sorusu yer alıyor.

       Eğer Hazar bir denizse, kıyıdaş ülkeler karasularına, kıta
sahanlıklarına ve ekonomik bölgelere sahip olacaklar. Hazar, kıyıdaş
ülkelerin ortak kullanımına açılacak ve kaynaklarının kullanımı da dahil,
her türlü ekonomik çalışmada kıyıdaş ülkelerce yapılacak. Karasuları ülke
topraklarının ayrılmaz parçası olduğu için burada çıkan petrole kimse
karışamayacak ve yapılan anlaşmalar geçerli olacak. Ülke toprağı olmamakla
birlikte, aynı şey kıta sahanlıkları için de geçerli. Ancak bunların
sınırlarının hakkaniyet ölçülerine göre belirlenmesi için tarafların
anlaşması gerekecek.  Sınırlar belirlendikten sonra ise her ülke kendi kıta
sahanlığındaki petrolün sahibi olacak. Ekonomik bölgeler ise daha çok
balıkçılık haklarıyla ilgili. Bütün bu konular, BM Deniz Hukuku
Sözleşmesi'yle ayrıntılı olarak kurallara bağlanmış.

Buna karşılık eğer Hazar bir gölse, durum değişiyor. Göller, deniz hukuku
sözleşmesine tabi değil. Sınırları belirleyen bir anlaşma olmaması durumunda
teorik olarak, bütünüyle kıyıdaş devletlerin ortak kullanımına açık, yani
her noktasında bütün kıyıdaş devletler aynı haklara sahip. Kıyıdaş devletler
arasında gölü paylaşmak üzere yapılacak her anlaşma, siyasi müzakereler
gerektiriyor.
Müzakerelerin başlangıç noktasını ise göl üzerinde bütün taraf devletlerin
eşit hakka sahip olması oluşturacak. Bu durumda mevcut konsorsiyumlara
petrol arama ve çıkartma izni veren anlaşmalar ve projeler tehlikeye
düşecek.

371.000 km2'lik alanı ile dünyanın en büyük iç denizi konumunda olan Hazar
petrollerinin işletilmesi ve taşınılması ile ilgili Amerikalı, batılı ve Rus
şirketler tarafından, toplam maliyeti 100 milyar dolar olan 40'dan fazla
proje yürütülüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı raporlarına göre, Hazar'da piyasa değeri 4 trilyon
dolar ve henüz keşfedilmemiş en az 163 milyar varil petrol var. Hazar'ın
zenginliği beş kıyıdaş ülke arasında eşit dağılmıyor. Hazar'da en büyük paya
sahip Kazakistan'ı, Azerbaycan ve Türkmenistan izliyor. Rusya ile İran'ın
toplam petrol payları ise, sırasıyla 12 ve 5 milyar varil olarak
öngörülüyor.

Yine Amerikan raporlarına göre, Hazar Denizi 105 milyar metreküp doğalgaz
hacmine sahip. Doğalgazda ise ilk sırayı Türkmenistan alırken, bunu
Özbekistan ve Kazakistan izliyor.

İran ile SSCB tarafından üzerinde uzlaşılmış bir rejimi içeren 1921, 1928 ve
1940 yıllarında imzalanan ancak, günümüzde kabul görmeyen Hazar anlaşmaları,
ortak sınır ve deniz ulaşımı hakları konularına değinmiş olmalarına karşın,
deniz yatağı altındaki doğal kaynakların kullanımı ve bunun yasal kuralları
konusunda hiçbir madde içermiyor. Bu nedenle, Hazar kıyısındaki ülkeler,
bağımsızlıklarını korumak ve ekonomik kalkınmalarını sağlamak amacıyla,
yabancı yatırımcıları ellerindeki en büyük koz olan petrol ve doğal gaz
yataklarına yöneltebilmek amacıyla ciddi çalışmalara başladılar.

Bu ülkeler içerisinde en hızlı hareket eden Azerbaycan, 20 Eylül 1994'de
"Hazar Denizi'nin Azerbaycan Sektöründe Azeri, Çırağ ve Güneşli Petrol
Yataklarının Ortak Kullanımı ve Bölümü" başlıklı bir uluslararası anlaşma
imzalayarak, Batılı  şirketleri ülkesine yatırım yapmaya yöneltti. Bu
anlaşma, Hazar'ın statü sorununu yeniden gündeme taşıdı.

1995'te Hazar'a kıyısı olan devletler, Hazar'ın yasal statüsü konusundaki
görüşmeler için kalıcı bir mekanizma hakkında fikir birliğine vardı ve bu
mekanizmayı Ortak Çalışma Grupları olarak belirlediler. Bu grupların başında
her devletin Dışişleri Bakanlığı'nın konu ile ilgili yasal yöneticileri
bulunacaktı.
1995'te Tahran ve Almatı'da gerçekleştirilen ilk toplantılarda Rusya
dışındaki ülkeler, Birleşmiş Milletler Anlaşması'nın konu ile ilgili
özellikle bölgesel bütünlük, silahsızlanma, çevrenin korunması ve deniz
ulaşımının serbestliği gibi hükümleri kabul ettiklerini teyit ettiler.

Mart 1996'da imzalanan resmi hükümetlerarası anlaşma ile Rusya, Azerbaycan
petrolünün kendi bölgesinden güvenli geçişini garanti ederek, Azerbaycan'ın
kendi açık deniz petrol yataklarında denizaltı kaynaklarını işleme ve üretme
hakkını da tanıdı. Buna karşın, 1997'deki görüşmelerde, kıyıdaş devletler
arasında, yeniden bir anlaşmazlık yaşandı. İran ve Rusya, 12 millik bir kıta
sahanlığının ulusal yetki alanlarında olması şartını da ekleyerek, Hazar'ın
eşit çıkarların ortak mülkiyetinde olmasını temel alarak bir anlaşma
yapılmasını önerdiler. Buna karşın, Azerbaycan ve Kazakistan tarafından,
Hazar'ın uluslararası normlara göre sektörler halinde bölüşümüne yönelik
teklif, Türkmenistan tarafından da desteklendi.

Temmuz 1998'de Rusya ve Kazakistan, iki taraf devletin, kendi açık deniz
maden kaynaklarını işletme haklarını kullanması amacıyla Kuzey Hazar'ın
deniz yatağı üzerine "Hazar Sınır Belirleme Anlaşması"nı imzaladı. Bu
anlaşma ile ilk kez bir eski SSCB devleti, kendi denizaltı kaynaklarını
üretme ve işletme hakkını ortaya koydu ve denizaltı kaynaklarının bölüşümü
konusunu, Hazar'ın hukuki statüsü konusundan açıkça ayrı olarak ele
aldırmayı başardı.

İran ve Türkmenistan, bu bağımsız ikili anlaşmayı tüm taraf ülkelerin Hazar
kaynaklarından eşit pay almasını amaçlayan "Hazar Denizi'nin yasal statüsü
hakkındaki tüm kararların beş taraf ülkenin oybirliği ile alınması
konusundaki geri dönülmez prensip"e aykırı olduğu gerekçesi ile protesto
etti. Buna karşın İran ve Türkmenistan arasındaki bu dayanışma kısa sürdü.
Şubat 1999'da Türkmenistan Bakü'ye uzanan trans-Hazar boru hattı projesine
yöneldi. Bu durum, Kasım 1999'da Türkmenistan, Azerbaycan, Gürcistan ve
Türkiye arasında Rusya ve İran'ı devre dışı bırakan bir gaz boru hattının
çerçeve anlaşmasının imzalanması ile iyice pekişti. Bu anlaşma, Rusya
tarafından, tartışmalı yasal statü gerekçesiyle hala protesto ediliyor.

Bu arada İran da bağımsız olarak Aralık 1998'de batılı şirketlerle Hazar'ın
İran bölümündeki hidrokarbon potansiyelini değerlendirmek üzere bir Arama
Çalışmaları Sözleşmesi imzaladı. Mayıs 1999'da İran, Güney Hazar'da önemli
ölçüde genişletilmiş ve hem Azerbaycan hem de Türkmenistan'ın kendi kıta
sahanlıkları içinde olduğunu iddia ettiği bir alan üzerinde resmi olarak hak
talebinde bulundu ve bu alana, Azerbaycan tarafından halihazırda yabancı
şirketlere devredilmiş sahaların bazılarını da dahil etti.
Aynı zamanda İran, teklif edilen ortak egemenlik çerçevesinde, Hazar'da
yapılmakta ve yapılacak üretimden sağlanacak bölgesel ekonomik gelirlerin %
20'sini alabilmek amacı ile tüm Hazar maden kaynaklarında eşit hak arayışını
sürdürdü.

Hazar üzerinde tekrar kontrolü ele geçirebilmek için başlangıçta Hazar'ın
bir göl olduğu tezinin en güçlü savunucusu konumunda olan Rusya, Kazakistan
ve Azerbaycan'ın Batı'nın desteğini de aldığı gerçeğinden hareketle, bölgede
yalnız kalmamak amacıyla politika değiştirdi. Su yüzeyinin ortak kullanımı
konusunda taviz vererek, Temmuz 1998'de Kazakistan ile Hazar'ın kuzey
kısmıyla ilgili olarak deniz yatağı için ortay hat prensibini, su yüzeyi
içinse ortak sahipliği içeren bir anlaşma imzaladı. Ardından 9 Ocak 2001'de
Azerbaycan'la da benzer nitelikte bir anlaşma imzaladı.

Hazar bölgesinin siyasi ve ekonomik merkezi konumuna gelen Azerbaycan,
Hazar'ın statüsü konusunda Rusya ile beraber en ağırlıklı konumda. Bu
bölgede en çok çıkarı olan Bakü, önceleri Hazar'ın bir uluslararası "iç göl"
olduğunu ve bu yüzden de tamamının kıyı devletleri arasında bölüştürülmesi
gerektiğini iddia ediyordu. Ancak, Rusya ve İran'ın Hazar'daki kaynakların
"ortak kullanımı" konusundaki baskıları, Azerbaycan'ın yön değiştirmesine
sebep oldu. Azerbaycan, Hazar'ın bir deniz olduğu ve her devletin münhasıran
egemenliğini kullanacağı ulusal sektörlere bölünmesi gerektiği yönünde yeni
politikalar oluşturdu.

Ülkesinde yaşayan önemli miktarda Rus asıllı nüfus sebebiyle Rusya'yla
çatışmaya girmek istemeyen Kazakistan'ın bölgedeki konumu diğer ülkelere
göre daha hassas. Hazar sahil şeridi üzerinde % 29,6'lık bir payla en çok
alana sahip olan Kazakistan, bütün kıyıdaş ülkelerin paylarının % 20'nin
altında olması nedeniyle, İran tarafından önerilen eşit (% 20) paylaşımın
onaylanması halinde bu durumdan en fazla zararı gören ülke olacak.
Kazakistan bunu önleyebilmek amacıyla, 9 Ekim 2000'de Rusya ile Hazar'ın
statüsünün belirlenmesinde "ortay hat" prensibini kabul eden, denizin dibini
ulusal sektörlere bölerken, su yüzeyini ortak kullanıma açmayı öngören bir
işbirliği deklarasyonu onaylandı. 29 Kasım 2001'de de Azerbaycan ile
Kazakistan arasında, Rusya ile imzalanan anlaşmanın bir benzeri imzalandı.
Böylece Hazar'ın kuzey kesiminde Rusya Federasyonu, Kazakistan ve Azerbaycan
arasındaki anlaşmazlıkta çözüme varıldı.

Bu yüzden Kazakistan, statü tartışmalarında tarafsızlığını sürdürüyor ve bu
konuda İran'a en çok karşı çıkan Azerbaycan'la aynı çizgide yürüyor.
Farklı haritaları esas alan Azerbaycan ile Türkmenistan arasında Kepez
petrol yatakları nedeniyle, tartışmalar sözkonusu. Bu durum, Türkmenistan'ın
giderek İran'a yakınlaşmasına sebep oldu. Türkmenistan, başlangıçta Rusya ve
İran'ın ortak kullanım tezini kabul etti ve 12 Kasım 1996'da bu üç ülke
arasında memorandum imzalandı. Ancak daha sonra Aralık 1998'de Moskova'da
yapılan  kıyı devletleri zirvesinde Rusya-Kazakistan-Azerbaycan üçlüsünün
politikalarında daha yakın bir çizgiye yaklaştı. Bugün, birlikte hareket
eden Türkmenistan ve İran bu sorunun ancak beş kıyıdaş ülkenin ortak kararı
ile çözülebileceğini savunarak, ikili anlaşmalarla bu sorunun çözülmesine
karşı çıkıyor.

Azerbaycan ve Türkmenistan arasında "ortay hattın" çekilmesi konusunda
ortaya çıkan metodoloji sorunu, aslında temel olarak aynı fikri savunan
(denizin hem dibinin ve hem de yüzeyinin bölünmesi tezi) bu iki ülkeyi karşı
karşıya getirdi. Türkmenistan'ın teklif ettiği tezin kabul edilmesi  durumda
sadece tartışmalı Kepez/Serdar yatağı değil, Azeri ve Çırağ yatakları da
Türkmenistan sektöründe kalıyor. Abşeron yarımadası vasıtasıyla coğrafi
olarak denizin ortasına doğru sokulan Azerbaycan da deniz sınırlarının daha
geniş bir alana yayıldığı ve tartışmalı yatakların kendi ulusal sektörü
içerisinde kaldığı tezini savunuyor. İki ülke arasındaki bu tartışmalardan
hala bir sonuç alınamadı.

Hazar'da çıkarılan petrolün batı ülkelerine taşınması ve Batı ülkelerinin
bölgeye olan ilgisi, bölgede kuşatıldığını düşünen İran'ı da bir hayli
endişelendiriyor. Çünkü, Hazar'da çıkarılan petrolün artması İran petrolüne
olan talebi azaltacak ve petrol fiyatlarının azalmasına sebep olacaktır. Bu
yüzden, İran, Hazar petrollerinin eşit paylaşımından yana.

İran, statü sorununun ancak İran ve Rusya arasında çözülebileceğini, diğer
ülkelerin ise alınacak kararlara uyması gerektiğini savunuyor. Güney
Azerbaycan sorunu sebebiyle Azerbaycan'ı tehdit olarak nitelendiren İran'ın
statü tartışmalarını yürüttüğü ülkelerin başında Azerbaycan geliyor. Bu
sebeple de Azerbaycan'ın gelişmesine ve "Güney" için bir cazibe merkezi
haline gelmesine önemli katkılar sağlayacak petrol anlaşmalarını engellemek
için Hazar'da uzlaşmaz tutum sergiliyor. Kendi payına düşen kısımdan (% 12)
memnun kalmayan İran, Hazar bölgesindeki uzlaşmaz tutumunu sadece
Azerbaycan'a değil, diğer kıyıdaş ülkelere yönelik de sürdürüyor, Rusya'ya
karşı da nüfuz mücadelesi veriyor.

Hazar havzasını paylaşan beş ülkenin tutumları, yukarıda çizilen çerçeveyle
açıkça ortaya çıkıyor.
Hazar denizinin statüsü konusunda Azerbaycan, Kazakistan ve Rusya
Federasyonu'nun aynı paralelde hareket ettikleri, İran'ın da bölgede yalnız
kalmamak için bu üçlüyle yakınlaşma çabası içerisinde olduğu gözlense de,
çıkarları doğrultusunda zaman zaman anlaşmaları engellemeye yönelik
girişimlerine devam edebileceği değerlendiriliyor.

Kıyıdaş ülkelerin tümünün işbirliği konusunda ciddi siyasi irade
gösterememesi nedeniyle, Hazar'ın yasal statüsü sorunu henüz bir çözüme
kavuşmaması bu ülkeler arasında ciddi çıkar çatışmalarına zemin hazırlıyor.
Bu nedenle, Hazar'a kıyıdaş ülkelerin yeniden görüşmelere başlamaları
herkesin yararına olacaktır. Ancak, birlikte hareket ederek, bağımsız uzman
danışmanlık hizmetleri de alınarak, uzlaşma sonucu yapılacak anlaşmalara
dayalı hukuki çözümlere ulaşılabilecektir.

Bugün, Rusya, Kazakistan ve Azerbaycan arasında, deniz tabanının
bölünmesini, denizin ise ortaklaşa kullanılmasını öngören ilke gereğince
imzalanan çeşitli anlaşmalar var. Diğer taraftan Rusya, zaman zaman İran'ın
yanında yer alıyor.

Moskova ve Tahran, Hazar'ın enerji kaynaklarının, Azerbaycan üzerinden Batı
Avrupa piyasasına nakledilmesi için denizin altından boru hatlarının inşa
edilmesine karşı çıkarak, bu tür projeler için beş ülkenin onayının alınması
gerektiğini savunuyorlar. Hazar denizinin ortasında bulunan Hazar ve Kepez
petrol yataklarının  paylaşımı konusunda Azerbaycan'la görüş ayrılığı
yaşayan ve "ortay hat"tı kabul etmeyen Türkmenistan ile denizin eşit
bölünmesinden yana olan İran arasında ise uzlaşma sağlanamıyor.

ABD, İngiltere ve Türkiye'nin lobicilik yaptığı ve dünyanın enerji
alanındaki dengelerini bozabilecek nitelikte olan Transhazar enerji
koridorunun inşa edilmesine yönelik bu küresel proje, Hazar denizinin
statüsünü belirleyen anlaşmanın beş ülke tarafından imzalanmasına bağlı.

Hazar denizinin statüsünü belirleyen anlaşmanın beş ülke tarafından
mutabakata varılarak, imzalanması ise ABD, İngiltere ve Türkiye'yi de
yakından ilgilendiren Transhazar enerji koridorunun tesisi açısından önem
arz ediyor.

Naciye Saraç
Global Yorum İnternet Dergisi



Menhec kardeşliğinin tarifi nedir? Farklı menhece sahip mücahidlerin hükmü nedir?
Şeyh Makdisi'den Suriye ve Irak'taki haçlı saldırıları hakkında açıklama
Yardım görevlilerini -kafir de olsalar- kaçıran ve öldüren kişilere reddiye
Şeyh Süleyman el Ulvan: ''Bir ilim talebesinden cihadi gençlere mesaj''
İmam Enver El Evlaki'den 'Haricilerin Özellikleri'
Rus işgali altındaki İdel Ural'da Müslümanlara yönelik baskılar devam ediyor
Hadleri tatbik etmek ile Şeriatı ikame etmenin arasındaki mühim fark
Şam sahasında gerçekleşen cinayetlerden İslam'ı berii tutmak!
Şeyh Ebu Münzir eş-Şankiti: Şeriata göre hilafet ilanı
Efsane Komutan Emir Dokku Umarov
Şeyh Ebu Katade el Filistini: Halifenin elbisesi (1. ve 2. bölüm)
Şeyh Ebu Muhammed el Makdisi'den hilafet hakkında beyanat
Şeyh Ebu Muhammed El-Makdisi: Bunlar söylemek istediklerimin hepsi değil bazilaridir
Şam'daki fitneye ilişkin Kafkasya Emirliği'nin tutumu
5 Şehid annesi Zara Muskiyeva, İstanbul'da vefat etti